ŞEKİLPEREST



Haber Vakti / 26.01.2026

Bir mesleği severek yapmak meslek aşkıdır ama bir meslekle kafayı bozmak bir saplantıdır. İnsanların yollara, köprülere, barajlara, fabrikalara ve çarşılara ihtiyacı olduğu kadar huzurlu, güvenli, saygı ve sevgi dolu bir şekilde yaşamaya da ihtiyacı var. Yüksek ihtişamlı betonarme yapılar toplumları geleceğe taşımaz. Yüksek ihtisas yapmış beyinler toplumların ufkunu açar. Biz betonlara değil beyinlere daha çok önem vermeliyiz.

İnşaat elbette ki önemli bir iştir. Fakat her şey inşaattan ibaret değildir. Bir yapıyı nasıl inşa ettiğiniz önemlidir. Ancak içini ne ile dolduracağınız ve kimlere emanet edeceğiniz hayati derecede önemli bir meseledir. Bugün âlimlerin, mütefekkirlerin, münevverlerin ve asil sanatçıların yerini fenomenler, diyetisyenler ve estetisyenler doldurdu. Çünkü toplum olarak beynimize değil, bedenimize yatırım yapmayı daha mühim görüyoruz.

Yüzlerce cami inşa edince imanlı nesiller yetişmez. Yüzlerce okul inşa edince idealist öğrenciler yetişmez. Yüzlerce kültür merkezi inşa edince asil sanatçılar yetişmez. Camiler, okullar, kültür merkezleri ve diğer bütün yapılar birer vasıtadır. Önemli olan insana yatırım yapabilmektir. Gönülden gönüle uzanan köprüler, kalpten kalbe giden yollar, sevinç gözyaşlarıyla dolup taşan barajlar, ailelerin içinde huzurla yaşayabileceği ve sevgiyle yaşlanabileceği evler inşa edilmeliydi. Hayalleri gerçeğe dönüştürebilecek vasıtalar oluşturulmalıydı.

İnsanları yetiştirmek eğitimle, ruh ve fikir dünyasını geliştirmek sanatla mümkündür. Ancak biz vaktimizin, emeğimizin, hayallerimizin, hedeflerimizin büyük bir bölümünü betona harcadık. Sonradan anladık ki, her şey beton değilmiş. Betonlara değil beyinlere de yatırım yapılmalıymış. Bilgiye, yeteneğe, adalete, vicdana, güzel ahlaka değer vermedikten sonra sizce bizi evlerimiz, arsalarımız, arabalarımız ve eşyalarımız mı kurtaracak?

Sahibi olduğunu sandığımız yurtdışından ithal edilen yüksek megapikselli telefonların, son model arabaların, yüksek kapasiteli bilgisayarların nasıl üretildiğini pek düşünmedik. "Parasıyla değil mi kardeşim?" diyerek satın alıp kullanıcı yani "tüketici" olduk. Üretici olmak nedense işimize gelmedi. Sizin anlayacağınız şekille şemalle fazla oyalandık. Olayları ve olguları derinlemesine düşünüp künhüne vakıf olmaya gerek duymadık.

Beyin göçü, yetenek göçü derken sermaye göçü de başladı. Rüşvet almayan "enayi", zimmetine para geçirmeyen "keriz", hile yapmayan "dangalak" yerine konulunca olanlar oldu, ipin ucu kaçtı. Telefonunuz eskidiğinde, arabanız arıza yaptığında veya evinizde herhangi bir eşya bozulduğunda kara kara düşünmüyor musunuz? Çünkü dürüst ve namuslu bir tamirci veya usta bulmakta zorlanıyorsunuz. Sizlere üretmeden tüketmeyi, çalışmadan para kazanmayı kimler öğretti, hiç düşündünüz mü?

"Elalem ne der?" mantığıyla yaşayan insanlar "Allah ne der?" diye düşünmez oldu ve kuldan utanmaz hale geldi. Halen insanları dış görünüşüne, servetine ve takipçi sayısına göre değerlendirenler var. Hile yapmanın ve suç işlemenin marifet sanıldığı bir toplumu kaç avukat, savcı veya hâkim ıslah edebilir? Sağlıksız hormonlu gıdalarla beslenerek obez hale gelen bir toplumu kaç doktor veya diyetisyen sağlığına kavuşturabilir? Dış görünüşüne yatırım yapmayı matah bir şey sanan insanları kaç estetisyen mutlu edebilir?

Her zaman söylüyorum; içinde Allah korkusu olan âlimler, tüccarlar, sanatçılar ve siyasetçiler yetiştirecektiniz. İnsanları yan kulağıyla değil, can kulağıyla dinleyen bürokratları hak ettikleri görevlere atayacaktınız. Şeytanın bile aklına gelmeyen kötülükler yapacağınıza, melekleri bile gıpta ettiren iyilikler yapacaktınız. Maddiyatta değil, maneviyatta yükselmeyi şiar edinecektiniz. Sırat Köprüsü'nü hatırlatacak filmler çekmeliydiniz. Gençleri Allah yoluna yönlendirecek eserler üretmeliydiniz. Çocukların ufkunu açacak fikirler geliştirmeliydiniz.

Günümüzde şahit olduğumuz olaylardan ibret almayarak seçimle, ihaleyle ve anketle kafayı bozan siyasetçileri gördükçe aklıma eski bir filmin sahnesi geliyor. 1979 yılında çekilen "Ne Olacak Şimdi?" filminde Şener Şen'in canlandırdığı "Şakir" karakterinin senaryo icabı söylediği "Yaz kızım... 200 torba çimento, 20 kamyon çakıl, 15 tane kapı, 30 kamyon ince kum..." sözleri bazen sizin de aklınıza geliyor mu?

Soruyorum; içki, kumar, fuhuş ve uyuşturucu bataklığına saplanmış bir toplumu ihya etmek için kaç ton demir, çimento ve tuğla gerekiyor? İsrail'in Gazze'de yaptığı katliamı kaç ton demir ve çimento unutturur? Yitip giden genç nesilleri kaç ton kum ve çakıl taşı geri getirebilir? Paramparça olan aileleri kaç bin konut yeniden bir araya getirebilir? Hani her şey paraydı, hani her şey zenginlikti, hani her şey mal mülktü.

Bakıyorum, birileri yüzyıl boyunca torunlarının torunlarına bile yeteceğini sandığı mal varlığıyla sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayacağını ve o gönül rahatlığıyla ahirete göç edeceğini zannediyor. Ülkemizin geleceğini düşünenler "hayalperest", kendi geleceğini düşünenler "şekilperest" oldu. Sizce bu durum çok mu komik, çok mu hazin? O da sizin bakış açınıza kalmış.


Bu köşe yazısı defa okunmuştur.