MUHAFAZAKÂR!



Haber Vakti / 12.01.2026

Seçimleri nasıl kazanalım, ihaleleri kimlere dağıtalım? Seçimleri nasıl kazanalım, ihaleleri kimlere dağıtalım? Seçimleri nasıl kazanalım, ihaleleri kimlere dağıtalım? Okurken yoruldunuz mu? Türk siyasetinin son yıllardaki içler acısı halini size kısaca özetlemeye çalıştım. Eğer siz de her şeye "seçim" ve "ihale" odaklı bakıyorsanız hayatınız tekdüze bir hale gelmiş demektir. Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.) "İki günü birbirine eş olan aldanmıştır" diye buyurmuştur.

İnsanı insan yapan karakteridir, kurumları kurum yapan ilkeleridir. İnançlı bir mümin olmanın başlıca sorumlulukları vardır. Yüce Allah son yıllarda inançlı insanlara büyük bir imkân nasip ettiyse -her nimetin bir külfeti olduğu gibi- bahşettiği nimetlerin hesabını da mutlaka soracaktır. İktidara talipseniz her konuda dürüst, çalışkan, ehil ve ahlaklı olmalısınız. Şayet iktidardaysanız eğitimi, sanatı, edebiyatı ve medyayı küçümseme lüksünüz olamaz. Bunu unutanları uyaralım, anlamayanlara tekrar anlatalım.

"Köprünün altından çok sular aktı" dediğinizi duyar gibiyim. Elbette ki muhafazakâr insanlar iktidara gelmeden önce böyle değildi. Bir davaları, bir idealleri, bir duruşları vardı. Şimdi o ideallerin yerinde yeller esiyor. Bazı muhafazakâr insanların karakteri de bir anda bozulmadı, yavaş yavaş bozuldu. İmkânları bollaştıkça Allah'ı unutup gaflete düştüler, çektikleri çileleri unuttular, imtihanı da kaybettiler. Hakk'ı, adaleti ve güzel ahlakı yüceltecekleri yerde küfrü, yalanı, kibri, riyayı ve hasedi baştacı ederek "yaşam tarzı" haline getirdiler.

Her şeyin ne kadar klişe hale geldiğinin farkında mısınız? Kimse sorumluluk almıyor. Sanki bütün sorunlar kendiliğinden meydana geliyor. Acilen çözülmesi gereken sorunlar klişe söylemlerle sürekli geçiştiriliyor. İflaslar ve intiharlar artıyor, zamlar yağmur gibi yağıyor, hapishaneler dolup taşıyor. Fakat bunlar muhafazakâr sandığımız siyasetçilerin umurunda bile olmuyor. Biraz daha zorlasam "Hasancığım namaz, oruç, hac, zekât da bir yere kadar... Bizim de eğlenmeye hakkımız yok mu? Biz insan değil miyiz?" derler mi acaba?

Dindar bildiğimiz muhafazakâr insanları empati yaparak anlamaya çalışıyorum. İnsanların sağ-sol, elit-varoş, laik-muhafazakâr diye tasnif edildikleri dönemlerde büyük zulümlere maruz kaldılar. Ancak iktidara geldikten sonra sular seller gibi okuyup ezberledikleri ayetleri, hadisleri ve özdeyişleri unutmaya başladılar. Hayatın bambaşka bir yönüyle tanışarak sınıf atladıklarını zannettiler. Sorumlusu oldukları görevlerini ihmal etseler bile konumlarının sorgulanmayacağını düşündüler.

Hal böyle olunca gençlerin eğitime, yetişkinlerin adalete, esnafların ekonomiye olan güveni azaldı. İnsanlar birilerinin hak etmedikleri makamlarda yer kapladıklarını gördükçe kandırıldıklarını düşünmeye başladılar. Eğitimden adalete, sanattan medyaya, ticaretten siyasete kadar adeta kangren haline gelen sorunları hepimiz biliyoruz. Fakat radikal çözümler üretmekten yana olamıyoruz. Belki de sorunların zamanla unutulacağını veya kendiliğinden çözüleceğini zannediyoruz.

Mesela piyasadaki fahiş zamlara yetkililer tarafından para cezası kesiliyor ama ertesi gün yine zam geliyor. Çünkü cezaların caydırıcı değil güldürücü olduğunu onlar da biliyor. Camideki hutbelerde ailenin öneminden bahsediliyor ama öte yandan bütün kurumlarda toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi veriliyor. İsrail, Gazze'de katliam yapıyor. Hep bir ağızdan "Kahrolsun İsrail" diyoruz ama birkaç gün sonra siyonizmi unutuyoruz. Terör saldırısı oluyor, "şehitler ölmez, vatan bölünmez" diyoruz ama daha sonra terörü de unutuyoruz.

Hâlbuki inançlı insanların iktidara gelmeden önce eğitimde, sanatta, edebiyatta, sinemada, hukukta ve siyasette büyük idealleri vardı. Bugün sağır sultanın bile duyduğu sorunları görmemezlikten, duymamazlıktan, bilmemezlikten geliyorlar. Eğitimde maalesef çok iyi bir seviyede değiliz, gençler eğitimin önemine inanmıyor. Kökü dışarıda olan sosyal medya "yerli ve milli" sandığımız gazete ve televizyonlara nal toplattırıyor. Sanatta ve edebiyatta "boş işler" diyerek boş bırakılan alanlarda ne idüğü belirsiz tipler istediği gibi at koşturuyor.

2018 yılında tecrübeli oyuncu Asuman Dabak, "Türk sinemasında alkol ve esrar üzerine bir dünya kurulmuş durumda. 'Ne olacak canım, herkes kullanıyor' mantığı hâkim. Yozlaşmış toplumda biz sanatçıların da payı var" diyerek bir şeyler anlatmaya çalışmıştı. Buna rağmen muhafazakâr insanlar güya imtiyaz sahibi oldukları televizyon kanallarında yayınlanan dizilerde ve programlarda ahlaksızlığı meslek haline getiren ünlüleri ihya etmeye devam ediyorlar. Kendimi bildim bileli bu ezikliği kabullenemedim.

Açık konuşayım, siyaset bu kadar kirli bir mekanizma olmamalıydı. Muhafazakâr insanlar içlerinden çıkan asil sanatçılara ve dürüst fikir adamlarına kasıtlı olarak sahip çıkmadılar. "Çift başlılık olmasın, tek başlılık olsun" diye ümit ederken her şeyin klişeleştiği tekdüze bir döneme denk geldik. Bu tekdüzelik böyle devam etmez. Muhafazakâr insanlar ya İslamiyet'i çok yanlış anlamışlar, ya da millet ile dalga geçiyorlar.


Bu köşe yazısı defa okunmuştur.