KELİME OYUNU



Haber Vakti / 26.12.2025

Kelimelerin ve sözlerin gücüne inanırım. İnsanlar duygularını sözleriyle, kurumlar ise hedeflerini sloganlarıyla ifade ederler. Günümüzde şahit olduğumuz ibretlik olaylara nostaljik açılardan bakınca sözlerin, fikirlerin, kavramların anlamını yitirdiğini ve bu yüzden şiirin, öykünün, edebiyatın, sanatın ve sinemanın kıymetinin bilinmediğini düşünüyorum. Mesela Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Abdülhakîm Arvâsi'den bahsederken yazdığı "Kelimeler dize gelsin" sözünden ben de çok etkilenmiştim.

Kıymetli hemşerimiz Prof. Dr. Mehmet Tekelioğlu'nun aktardığına göre Üstad televizyon için "müthiş makine" dermiş. Mehmet Tekelioğlu, "Herkes bilir ki Üstad, sahip olduğu her şeyi tüm tarafıyla anlatırdı. (...) Bana evinde yeni alınan televizyonu gösterdi ve ekledi: 'Müthiş makine!'". Eğer ki Üstad hayatta olsaydı sanatı ve edebiyatı küçümseyen iktidar mensuplarına "Sakarya Türküsü" şiirindeki gibi "Siz, hayat süren leşler" mi derdi, yoksa "Fikir Sancısı" şiirindeki gibi "Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı" mı derdi?

Biz fikir üreteceğimize kulağa hoş gelen sloganlar üretmekten haz duyuyoruz. Çünkü fikirlere değil, sloganlara önem veriliyor. Dini kavramları bile dünyevi işlerimizde kullanmaktan imtina etmiyoruz. Her konuda lügat paralıyoruz ve hamasi nutuklar atıyoruz. Eğer ağzınızdan çıkan sözleri kulağınız duymuyorsa veya aklınız idrak etmiyorsa söylediğiniz sözlerin bir ehemmiyeti olmaz. Söylem ile eylem arasındaki ince çizgi çok önemlidir.

Emek, adalet, vicdan, hoşgörü, güven, huzur, bereket, ecel, kader, vebal... Bu kavramlar artık sloganlaştırıldı. Kürsülerde, mitinglerde, reklamlarda ve sosyal medyada gırla gidiyor ama ne yazık ki söylemden öteye gidemiyor. İşte bakın, 2026 yılına geldik. Eğitimden sanata, tarımdan turizme, ticaretten siyasete kadar "mükemmel" hedeflerimiz vardı. 2026 yılı hepimiz için bir "yüz"leşme veya "yüz"süzleşme yılı olacak. Bir değişim rüzgârı mı esecek, yoksa bir dönüşüm furyası mı başlayacak, onu Allah bilir.

Millete laf yetiştirmekten kendini yetiştiremeyen insanlar sizin de dikkatinizi çekmiyor mu? Sıradışı olmaya çalışırken kullanım dışı olanlar... Geçici dünyevi mutluluğu ebedi huzura tercih edenler... Hakikatin adamı değil, günün adamı olmaya çalışanlar... İspat edemedikleri şeyleri başkalarına isnat ederek insanların arasına koskoca istinat duvarları örenler... Kendilerini bulunmaz bir nimet zannedip ganimet peşinde koşanlar... Dava dedikleri mukaddes olguyu bedava zannedenler...

Bizim "yazarken" utandığımız hareketleri birileri "yaparken" utanmıyor. Çünkü aşırı dünyevileşme beraberinde bünyevi sıkıntıları da tetikledi. Alanında uzman değil de, yalanında uzman kişiler daha çok sevildi. "Biz siyasetçiyiz" diyerek her yerde konuşanlar sözlerine pek dikkat etmiyor. "Biz hamasetçiyiz" deseler aslında sıkıntı olmaz. Bu sizce "algıda seçicilik" mi, yoksa "yargıda geçicilik" mi?

Devrim diyerek çıktıkları yolda evrim geçirenlere de iki çift laf söylemeyelim mi? Daha düne kadar kendilerine küfreden insanlara "rozet" takmayı marifet zannediyorlar. Bundan dolayı da kendilerine "madalya" takmamızı bekliyorlar. Bunun nahoş bir görüntüye sebep olduğunu defaatle söyleseniz de menfaatlerinden vazgeçmeyerek kendilerine küfredenlerden şefaat bekliyorlar. Uyanış, diriliş, kuruluş kelimeleri anlaşılamadığı için biz de kavrayış, sıçrayış, silkiniş diye köşe yazıları mı yazalım?

Mutlak anlamda zalimlere karşı dik durmasını temenni ettiğimiz insanlar muğlak davranışlar sergiliyorlar. Adil ve mutedil konuşmaları gerektiği yerde nedense mudil (karmaşık) konuşmayı tercih ediyorlar. Bu davranışlarını mütemadiyen sürdürdükleri için Allah katında müteselsilen sorumlu olacaklarını da anlayamıyorlar. Mübadele ile mücadele arasındaki farkı bilmedikleri gibi mukadderattan ve mukaddesattan da bihaber yaşıyorlar.

Müdâhin (dalkavuk) defolup gitse bile müdâhane (dalkavukluk) olduğu yerde duruyor. Mütefekkir (düşünür) sandıklarımız mütefessih (çürümüş), vatanperver sandıklarımız tenpenver (rahatına düşkün) hale gelmişler. Tasvip edilmeyen hareketler yapanlar tasnif edilmesi gerekirken taltif ediliyorlar. Hâlbuki ahlaksızlığa tenezzül etmeyenler edepsizliğe tahammül etmeyeceği gibi tabasbus (yaltaklanma) hareketlere de tevessül etmezler.

Mesela Ü, E, T harfleri ile 2 tane M harfinin sürekli birbirleriyle çatıştığını düşünün. M harfleri birleşip Ü harfinin kuyusunu kazıyor. E harfi halinden memnun, hiç keyfini bozmuyor. T harfi de "böyle meselelerle beni uğraştırmayın" diyor. Keşke yan yana gelip dimdik dursalar da ÜMMET olsalar...

Her harf bir karakter, her kelime bir sesleniş, her cümle bir ifadedir. İstersek 29 harften öyle kelimeler üretiriz ve o kelimelerden öyle destanlar, öyle romanlar, öyle senaryolar yazarız ki, hayret edersiniz. Bakmayın benim de tekerleme gibi, şarkı sözü gibi yazı yazdığıma... Kelime oyunu yapayım dedim kendimce... Eline, beline, diline hâkim olamayanlar cebine, ipine, ziline de hâkim olamıyor. Hayat ne acayip paradokslarla dolu değil mi?


Bu köşe yazısı defa okunmuştur.